11.1.12

Eve Arnold'a veda


 "If a photographer cares about the people before the lens and is compassionate, much is given. It is the photographer, not the camera, that is the instrument." 
Eve Arnold


Dünyanın en prestijli fotoğraf ajansı Magnum'a katılan ilk kadın fotoğrafçı olan Eve Arnold 06 Ocak 'ta 99 yaşında hayata gözlerini yumdu.  Özellikle Marilyn Monroe fotoğraflarıyla oyuncunun en bilinen görüntülerine imza atan Eve Arnold, bir çok ünlü ismi görüntülediği fotoğraflar kadar, dünyanın farklı bölgelerinde çektiği göçmenlik, azınlık, yoksulluk  konularını içeren fotoğraflarıyla da tanınıyordu. Fotoğraflarını bildiğim ama kendisi hakkında pek az bilgim olan bu kadını bu vesileyle Arka Pencere'ye konuk etmek istedim.
Eve Arnold 1913 yılında Rus bir anne babanın çocuğu olarak Philedelphia’da dünyaya geldi. Fotoğraf kariyerine New York’ta bir fotofiniş tesisinde çalışarak başladı. 1948 yılında sadece 6 hafta boyunca Alexei Brodovitch’den fotoğrafçılık dersi aldıktan sonra fotoğrafçılığı hem bir meslek hem de kendini ifade aracı olarak benimsedi.  1951'de Magnum ajansı'na kabul edildi, 1957'de ajansın tam üyesi oldu. 1950 lerde Amerika'da yaşadıktan sonra 1962 yılında oğlunun eğitimi için İngiltere'ye taşındı ve sadece Amerika ve Çin'de çalışarak geçirdiği 6 yıllık ara dışında, hayatının sonuna kadar İngiltere'de kaldı. 
Ele aldığı meselenin derinlerine inen fotoğrafçılık geleneğinin temsilcisi olan Arnold'un hayatında seyahat de önemli biryer tutuyordu. Güney Afrika, Afganistan ve o zamanlar ABD'li bir fotoğrafçı için girmenin çok zor olduğu Sovyetler Birliği ve Çin gibi ülkelerde çeşitli çalışmalara imza atan Eve Arnold'un fotoğrafları 50'lerden 80'lere kadar çeşitli dergilerde basıldı. 
1970′lerin başında Mısır, Afganistan, ve Abu Dhabi’deki kadınların hayatını yansıtan fotoğraflar çekti. Daha sonra Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığını karelerine yansıttı. 
AFGHANISTAN. Kabul. Young girl. 1969.
AFGHANISTAN. Nomad wedding in the Hindu Kush. 1969.
1979 da ise Çin’e doğru yola çıktı. Ardından İngiltere ve Amerika’da bulundu ve Küba’ya gitti. Küba’da 30 yıl önce fotoğrafladığı ailelerin yeni nesillerini buldu ve onları fotoğrafladı. 
Resim yazısı ekle


CUBA. Havana. Bar girl in a brothel in the red light district. 1954.

Çin'deki çalışması ile 1980'de Brooklyn Müzesi'nde ilk kişisel sergisini açtı. 
CHINA. Retired woman. 1979.
CHINA. Inner Mongolia. Horse training for the militia. 1979.
China. Chen CHONG, film actress-first take. 1979.




CHINA. Inner Mongolia. Equestrians acrobats rehearsing. 1979
Eve Arnold kariyerinde ünlü isimlerin portrelerini çekerek tanındı. Queen Elizabeth II’den Senatör Joseph McCarthy, Jacqueline Kennedy, Malcolm X,  Joan Crawford ve  Marilyn Monroe’ya kadar bir çok ünlüyü fotoğrafladı. 'Gündelik hayatı alıp onun ne kadar özel olduğunu göstermek dünyanın en zor şeyi' diyen Arnold, ünlü fotoğraflarında da tam tersi bir yol izeyerek, onların parıltılı dünyalarında gündelik olanın peşine düştü. 
USA. California. Los Angeles. Actress Joan CRAWFORD. 1959.
USA. Washington Mrs. John F. Kennedy and Caroline. 1960.



Marlene Dietrich'in aşağıdaki fotoğrafına bayıldım: 

USA. New York City. Marlene DIETRICH at the recording studios of COLUMBIA RECORDS

USA. New York. New York City. Paul Newman at The Actors' Studio. 1955. 
Bence Elizabeth Taylor fotoğrafları da muhteşem:
GB. ENGLAND. Elizabeth TAYLOR with her daughter on the set of the film BECKET, watching Richard BURTON playing a death scene. 1963.

GB. ENGLAND. Shepperton. Richard BURTON and Elizabeth TAYLOR at the local pub in Shepperton where he is starring in the role of Becket. Note Elizabeth's packet of sausages that will be cooked for her dinner by the chef in her four-star hotel. 1963.

(yukarıdaki fotoğraf şundan kesilmiş ama ben yukarıdaki haline bayıldığım için onu da ekledim)


Fotoğraflarını çektiği ünlülerden Joan Crawford, Isabella Rosellini, Marene Dietrich ile yakın arkadaş oldu ama 10 sene beraber çalıştığı Marilyn Monroe'nun yeri onun için ayrıydı.
 




en sevdiğim Marilyn Monroe portrelerinden biri













USA. Marilyn MONROE 1960. 'Uygunsuzlar' filminin çekiminde














 

















Daha bir çok, güzel ve çok etkili Marilyn Monroe fotoğrafları var Eve Arnold'ın. Magnum'un sitesinden göz atmanızı tavsiye ederim:
http://www.magnumphotos.com/C.aspx?VP3=ViewBox&CT=Album&ALID=29YL53HU7CJ

ve son olarak, Robert Capa, onun çalışmaları hakkında 'Dietrich'in bacakları ile patates toplayan göçmenlerin acı hayatları arasında bir yere denk geliyor' dermiş :)

İnsanın ardında bu kadar etkili bir sürü fotoğraf bırakarak, bu hayatı terketmesi ve hep güzel fotoğraflarla adının anılması çok güzel olsa gerek. Toprağın bol olsun Eve Arnold. 

Kaynaklar:
Radikal Gazetesi
www.magnumphotos.com




13.12.11

Yeni Keşifler: Zee Avi, Kimbra, Birdy, Rox, Freshlyground, Imany

Pek müzik bilgini sayılmam ama dinlemeyi çok severim. Bu ara çektiğim doğum ve aile fotoğraflarını klip yapabilmek için arka planda çalabilecek güzel ve şirin şarkılar bulma çabasındaydım. İşte bu sayede bir kaç yeni keşfim oldu. Çok sevdim bu keşifleri:

1. Zee Avi:
Radyo eksen'de duydum önce, hemen dikkatimi çekti. Adı gibi kendisi de şirin olan kızımız, tam da benim fotoğraflara fon müziği yapmak için söylüyor sanki. Çok tatlı bir sesi var, müzikleri de çok şeker. Ama işte benim müzikler hakkında yapabileceğim yorumlar bu kadar, çok şeker ve çok güzelden öteye gitmez. O yüzden daha ayrıntılı yorumlar için size benim çok severek okuduğum bir bloğu, Albümatine'yi tavsiye ederim, . Gerçi orda Zee Avi hakkında çok olumlu şeyler yazmamış blog yazarı ama olsun ben yine de sevdim bu kızı. (http://albumatine.blogspot.com/2009/09/zee-avi-zee-avi.html)


2. Kimbra:
Pek karizmatik, pek güzel. Sesi de güzel, şarkıları da çok güzel. Ama kendisi o kadar güzelki, hep izleyesi geliyor insanın. Avustralyalıymış, sanki Naomi Watts'ın esmer ve genç hali gibi biraz. Tam kıskanılası insan kendisi. 21 yaşında çıkarmış ilk albümünü. Bu kadar genç yaşta böylesi güzel bir albüm. Albümatine'de hakkında yazılanlar işte bu linkte.



3. Birdy:
Çok puslu, kasvetli bir havası var güzel müziklerinde. Herşeyden öte 96 doğumluymuş bu kız. Böylesi bir yetenekle nerelere gider kimbilir. Başlangıç albümü de hiç fena değil. Yolu açık olsun diyor, onun da klibini aşağıya ekliyoruz.


4. Rox
Bu kızımız zaten çoktan ünlü olmuş da, bizim haberimiz yokmuş kendisinden. Amy Winehouse'un boşluğunu dolduracak kişi diyorlarmış kendisine, bence o kadar olmasa da hiç de fena değil. En sevdiğim şarkısı My Baby Left Me'yi ekledim aşağıya. Çok değil birkaç gün sonra kendisini canlı canlı izlicez inşallah, 16 Aralık'ta Garajİstanbul'da sahne alıyor.



5. Freshlyground
İşte bu klibi tamamen tesadüf eseri, youtube'te ordan oraya tıklarken buluverdim. Şarkıdan öte klip çok şirin. 


6. Lou Hickey
Bu kızımız da hiç fena değil. 


7. Imany
Ama işte hepsinden öte son zamanlarda en çok dinleyip, en çok sevdiğim kişi Imany.




23.11.11

Nick Brandt

Bir odam olsun isterdim, yüksek duvarları olan. O duvarlardan birini siyaha boyayıp üstünü kocaman ama kocaman Nick Brandt fotoğraflarıyla doldurmak isterdim. O zaman hep hayal ettiğim Afrika safarisine gitmesem de olurdu, oturup tüm gün o duvarı izlesem de olurdu. Ama safariye gitmek de, kocaman Nick Brandt fotoğraflarıyla dolu yüksek duvarlı bir oda sahibi olmak  da, şimdilik hatta uzunca bir süre hatta muhtemelen çok çok uzunca bir süre mümkün olmayacak. (Fotoğrafçının çok büyük boy baskıları 130.000 dolarları bulan fiyatlara gidiyormuş). En iyisi bu hayallerden sıyrılıp, Nick Brandt'i Arka Pencere'me konuk etmek.

Time dergisinde söylendiği gibi, Afrika vahşi yaşamı daha önce hiç bu kadar muhteşem, kasvetli ve gizemli görünmemişti. Onun filleri piramidler kadar ağır, gergedanları kömürden daha eskiden kalma sanki, maymunları da bilmediğimiz birşeyler biliyor.


Nick Brandt, 1966 da Londra'da doğdu. St.Martin Güzel sanatlar okulunda resim ve sinema üzerine okudu. 1992'de Amerika'ya taşındıktan sonra Michael Jackson, Moby ve Jewel gibi ünlü isimlerin kliplerini çekti. Michael Jackson'un Earth Song isimli şarkısına Tanzanya'da klip çekerken, Doğu Afrika'daki vahşi yaşama ve hayvanlara hayran kaldı. Sonrasındaki birkaç yılda bu tutkusunu film ve klip çekmekle dizginleyemedi, hayvanlara olan sevgisini en iyi fotoğraf aracılığı ile gösterebileceğini farketti ve bunu daha önce kimsenin yapmadığı bir şekilde yapmaya karar verdi.

Heybetli Doğu Afrika'nın yıkımını anacağı ve kitap üçlemesiyle sonuçlanacak tutkulu projesine 2000'de başladı.

Brandt fotoğraflarını tele lensler kullanmadan orta format siyah beyaz filmler ile çekiyor, sonrasında taradığı negatifleri bilgisayarda işliyor. Asla fotoğrafta ekleme, çıkarma, montaj gibi işlemler yapmıyor. Fotoğraflarının büyülü havası, büyük bir şans ve sabır sonucu ortaya çıkıyor. Çektiği hayvanların kişiliklerini çok daha iyi yansıtabileceğini düşündüğü için çok yakın mesafelerden fotoğraf çekiyor. Bunu da şu şekilde açıklamakta:

"Bir insanın da portresini yüz metre öteden çekerek, onun ruhunu yansıtamazsınız, yaklaşmak 
zorundasınız."




Üçlemenin ilk kitabı 'On This Earth' 2000-2004 yılları arasında çekilen 66 fotoğraftan oluşuyor. Bu kitaptaki fotoğraflar, bunu takip eden iki kitabın (kasıtlı olarak) aksine Afrika  cennetini saf bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor. Kitabın kapağındaki, 'Tozlar içindeki Fil (Amboseli, 2004)' fotoğrafı Brandt'in en bilinen fotoğraflarından biri. 


On This Earth kitabının son sözünde Brandt, kullandığı metotların sebeblerini şöyle açıklıyor:

"Görmeye alıştığımız vahşi yaşam fotoğraflarındaki gibi sadece belgesel amaçlı, aksiyon ve heyecan yüklü fotoğraflar çekmekle ilgilenmiyorum. İlgilendiğim hayvanları basitçe varoldukları ortamda göstermek. Yani daha sonra varolamayacakları ortamlarda. Bu dünya korkunç bir yıkımın eşiğinde, hepsi de bizim sayemizde. Bana göre, insan olan ya da olmayan her varlık eşit haklarda yaşam hakkına sahip, bu demektirki kameramdan baktığımda beni etkileyen her hayvan ve ben eşitiz. Fotoğraflarım bu güzel yaratıklara ve gözlerimizin önünde feci şekilde yokolan bu güzel dünyaya ağıtımdır."


Üçlemenin ikinci kitabı 'A Shadow Falls'  2005-2008 yılları arasında çekilmiş 58 fotoğraftan oluşuyor. Bu kitap, ilk kitap "On This Earth"e göre daha üstün görülür ve daha çok beğenilmektedir. Kitabın başlığına da benzer bir şekilde bu kitapta, fotoğrafladığı dünyayı daha melankolik bir bakış açısıyla yansıttığını görmekteyiz. Kitaptaki fotoğraflar kasıtlı olarak bölümlere ayrılmıştır: İlk fotoğraflar hayvanlarla ve sularla dolu, bozulmamış yeşil bir dünyada geçer. Kitabın sayfalarında ilerledikçe fotoğraflar çıplaklaşır, sonlara doğru ağaçlar ölmüş, sular gitmiş, hayvanlar azalmıştır. Kitap kurumuş bir göl yatağında terkedilmiş devekuşu yumurtası fotoğrafıyla sonlanır. 

Nick Brandt üçlemenin son kitabı için 2010 yılında çekimlere başladı. Bu kitaba daha karanlık bir bakış açısıyla yaklaşıyor, sevdiği ve aşık olduğu doğanın ilerideki yokoluşunu anlatmaya çalıştığını söylüyor. Buna bir örnek olarak yandaki 'Fildişleri ile Orman Bekçisi' (Amboseli,2011) fotoğrafını gösterebiliriz.   Bu fotoğrafta, Nick Brandt'in 2010 yılında kurduğu 'Big Life Foundation' (Büyük Yaşam Vakfı) ın çalışanlarından biri olan orman muhafızını görmekteyiz. Fotoğrafta, Büyük Yaşam Vakfı kurulmadan önceki yıllarda kaçak avcılar tarafından öldürülmüş bir filin dişlerini, Orman muhafızı iki elinde tutmaktadır. Üçüncü kitap 2013 yılında yayınlanacak. 

*Bilgiler genel olarak Wikipedia ve İz Dergisi'nden alındı.
Nick Brandt'in resmi facebook sayfası: http://www.facebook.com/pages/Nick-Brandt/161975326086
resmi sitesi: http://www.nickbrandt.com/
Nick Brandt'in diğer fotoğraflarından seçkiler: 
fotoğrafların sonunda Nick Brandt'in Big Life Foundation ile ilgili İz Dergisi'ndeki yazısını bulabilirsiniz.
































Büyük Yaşam Vakfı:  Nick Brandt'in İz Dergisi'ndeki yazısı
Şu fotoğraftaki file bir bakın. Elli bir yıldır Doğu Afrika ormanları ve ovalarında dolaşıyordu, öylesine rahattı ki 2007'de fotoğrafını çekerken iyice yanına yaklaşabildim. İki yıl sonra, Ekim 2009'da, dişleri için kaçak avcılarca öldürüldü.
Doğu Afrika'nın Amboseli bölgesinde -Kenya ve tanzanya arasında Klimenjaro'nun gölgesinde uzanan 80 bin hektarlık olağanüstü bir ekosistem- bu fil, kaçak avcılarca son birkaç yılda öldürülen pek çok filden sadece biri. Aslında kitabımda yeralan büyük dişli fillerin çoğu fildişi için kaçak avcılarla öldürülmüş bulunuyor.
2008'den beri fildişine Çin'den ve Uzak Doğu'dan giderek büyüyen bir talep var. Fildişi fiyatlarının kilosu 2004'te 200 dolarken bugün 5000 dolardan fazla. Kimi uzmanların hesabına göre her yıl 35 bin fil katlediliyor, yani yalnızca Afrika fil nüfusunun her yıl yüzde onu.
Ve bu katliam yalnızca fillerle sınırlı değil. Öğütülmüş gergedan boynuzunun 30 gramı şu anda şu anda 30 gram altından pahalı. Afrika'da 20 bin aslan kalmış durumda -yalnızca son 20 yılda korkunç bir yüzde 90 azalma- artık koruma alanlarının dışında hiç aslan yok ve hatta bu sınırların dışında dolaşırlarsa zehirleniyorlar. Bu yalnızca nüfus baskısından kaynaklanan bir durum değil: Çin'de artık kaplan çok azaldığı için kimi organları için öldürülüyorlar. 
Düzlüklerin hayvanları da katlediliyor: zürafalar bu bölgede eti için giderek daha fazla avlanır oldular. Zebralar için de sözleşmeler yapılıyor artık çünkü Asya'da zebra postları pek revaçta. 
Amboseli ekosistemi, ki kanımca Doğu Afrika'daki en büyük fil nüfusuna sahip, şimdiye dek hep çok güçsüz oldu çünkü yeterli mali destek görmüyor ne devletten ne de sayıları pek az olan yardım örgütlerinden.
Bütün bunları düşününce farkettim ki artık bu olağanüstü ekosistemi ve hayvanlarının yok oluşunu yalnızca seyretmekle kalamam. Dolayısıyla Eylül 2010'da Büyük Yaşam Vakfı'nı (Big Life Foundation) kurdum. Su içen fil kadersiz poster bebeğimiz oldu, evi de -Amboseli Ekosistemi- pilot projemiz.
Tam donanımlı pek çok korucu ekibimiz bütün bölgenin kritik noktalarında yeni yaptığımız ileri karakollara yerleştirildiler. Şimdiye kadar, kuruluşumuzdan 8 ay gibi kısa bir süre sonra, Big Life 120 üzerinde korucuyu işe aldı, 14 ileri karakolu inşa etti veya büyüttü ve 14 araç satın aldı. Hepsinde en son teknoloji ürünü gece görüşlü aletler, uzaktan denetleme ve en önemlisi büyük bir bilgilendirme ağına sahipler.
Ağustos 2011'de bu yeni düzeydeki koordineli koruma ile ekosistem bölgesinde hayvanların kaçak avlanmasında ciddi bir düşüş sağlamıştır. Diğer gelişmeler arasında en önemlisi, en uzun zamandır kötü bir şekilde ve en çok avlanan kaçakçılardan bazıları Big Life ekiplerince tutuklandılar. Böylece kaçak avlananlara hızla güçlü bir mesaj vermiş oluyoruz: Yaban yaşamı öldürmek artık her zamankinden daha tehlikeli, her an tutuklanabilirsiniz.
Ancak Big Life'ın henüz olmadığı yerlerde kaçak avlanma tüm hızıyla devam ediyor. Büyük ilerleme kaydetmiş olsak da korucu, kamp ve araç sayılarımızı ikiye katlamamız gerekiyor Amboseli ekosisteminde.
Bölgede uzun vadeli ve sürdürülebilen operasyonlar hedefimize ulaştığımızda Doğu Afrika'da bu artan kaçak avlanma derdiyle acil olarak ilgilenilmesi gereken diğer yerlere de destek vermeyi istiyoruz. Çünkü fildişi, gergedan boynuzu ve başka yaban hayvan parçalarına olan yasadışı talep büyüdükçe, bu yeri doldurulamaz yaratıkları öldürerek kolay kazanç karşısında direnemeyenler pek çok olacaktır. 
Afrika, oradaki hayvanlar yüzünden Afrika'dır. Filler, aslanlar, zürafalar, çitalar, gergedanlar, ki hepsi imgelemimizde yerini almış güçlü, derin duygusal ve mitolojik birer ikondur. Ne yazık ki varoluşları ciddi bir tehlike altında. Bu hızla gelecek kuşakla birlikte yok olacaklar. Ve Afrika hayvanları olmadan ruhsuz bir kıta olarak kalacaktır. Çok yakında sizin ve gelecek kuşakların yalnızca filleri ve aslanları hayvanat bahçelerinin açıklı ortamında göreceği bir dünya düşünün. Big Life Foundation bu olağanüstü hayvanları koruyarak hem onlar hem bizim için daha iyi bir gelecek umuduyla çok çalışıyor ve şu ana kadar akan kanı durdurmada başarılı oldu.