30.9.10

Robert Capa'nın Hayat Hikayesi (1.bölüm)

Ben sunumu ilk hazırlamaya başladığımda henüz Capa'nın türkçe biyografisi yayınlanmamıştı. Uzun süre ingilizce biyografilerinden ve ingilizce sitelerden çeviri yapmaya uğraştım. Ardından Richard Whelan'ın kaleme aldığı biyografisi türkçeye çevrilince, yazıları ve anlatımları genelde bu kitaptan aldım. Benim sunum bu kitabın bir özeti gibi oldu. Fotoğrafları da genel olarak çok güzel bir albüm olan Definitive albümünden taradım. Sunum başta powerpoint dosyası halinde idi ama üzerine dönemin videolarını da ekleyince bir film dosyası haline getirdim. Hazır bunu yapmışken üzerine seslendirme de yapmaya karar verdim. (Gerçi seslendirme evde bilgisayar başında yapıldığından kötü.) Boyutu çok büyüdüğünden sunumu 18 parçaya bölmek zorunda kaldım. Bu kayıta 1.bölümü ekliyorum, sonraki 17 parçayı da yeni kayıtlar altında ekleyeceğim bloğa. 
Keyif almanız dileğiyle...

Not: işin teknik kısmından pek anlamıyorum ama sanırım videoları izleyebilmeniz için youtube'a girebiliyor olmanız gerekiyor. Eğer DNS ayarlarını değiştirmediyseniz ve youtube'a giremiyorsanız videolar beyaz olarak gözüküyor.

1.bölüm: Doğum - Gençlik - Berlin - Troçki

video

Bu bölümde anlatılanlar:

İçlerinde üç kıtada beş büyük savaş ve elli yakın çatışmanın da bulunduğu 70.000 den fazla negatifi ardında bırakan Robert Capa, dünyanın en iyi savaş fotoğrafçılarından biri sayılır.

22 Ekim 1913’te Budapeşte’de Yahudi bir aile olan Friedmann’ların çocuğu olarak Andre Ernö Friedmann adıyla dünyaya gelir Capa. Andre’nin babası şık, zarif, neşeli ama sorumsuz ve sevimli bir kumarbazdır. Annesi ise çalışkan, titiz, inatçı, güçlü, moda salonu sahibi iyi bir iş kadınıdır. Anne Julia birşeyler elde etmek için çok çalışmak gerektiğine inanırken baba Dezsö sevimliliğin ve ilişkilerin çok çalışmaktan daha önemli olduğunu düşünür. Andre’nin her ikisinin de huylarından aldığını görürüz.

Andre doğduğunda üç olağanüstü işaret taşıyordu. Doğduğunda başında hala zar vardı, çok fazla saçı ve fazladan altıncı parmağı vardı. Annesinin arkadaşları bu işaretleri çocuğun ileride çok ünlü olacağına yormuşlardı. Çocuk gerçekten de ünlü biri oldu, Andre Friedmann adıyla değil de Robert Capa adıyla. Andre esmer teni, gür saçları ve kaşları ile bir çingeneye benziyordu, annesi ikinci oğluna hayrandı.

1929 yılında Amerikan borsasının çöküşünün ve büyük buhranın başlamasının ardından Macar ekonomisi de sarsılmaya başladı. Bu durum Friedmann’ların işlerini de etkilemişti. Artık müşterilerinin giysilere harcayacak parası yoktu ve günlük hayat için gerekli herşeyin fiyatı artmıştı. Friedmannlar için de ekonomik yönden çok sıkıntılı günler başlamıştı.

Bu yıllarda Andre bağımsız, girişken, maceracı bir gençti. Aynı zamanda hevesli bir okuyucuydu, sosyal ve politik gelişmelerle de yakından ilgiliydi. 1929 yılında Madach Cimnazyumunda son yılını okurken hayatının yönünü değiştirecek bir insanla karşılaştı. O sıralarda 42 yaşında olan Lajos Kassak şairlik, yazarlık, ressamlık, grafik sanatçılığı, editörlük yapan çok yönlü sosyalist bir sanatçı, aynı zamanda Macaristan’da avantgarde hareketi başlatan kişiydi. Andre de Lajos Kassak'ın başı olduğu sosyalizm ve avantgarde sanata kendilerini adamış Munkakör (Emek Çevresi) isimli gruba girdi. Bu topluluk tarafından Munka (Emek) isimli bir dergi çıkartılıyordu.

Munka dergisinde Amerikan reform fotoğrafçıları Jacob Riis ve Lewis Hine’ın fotoğraflarına ve onlardan etkilenen Macar fotoğrafçıların çok güçlü yoksul görüntülerine düzenli olarak yer veriliyordu. Erkek, kadın ve çocukların yıpranmış yüzlerini, insanlık dışı çalışma koşullarını gösteren bu fotoğraflar Andre’nin çalışmalarının en eski doğrudan etkileridir. Bu fotoğraflar sayesinde ileriki yıllarda gazeteci olmaya karar verir.

1929’da başlayan kriz, eylemcilerin çeşitli gösteriler düzenlemelerine yol açtı ve Munkakör grubu da sokaklara döküldü.Andre de gençlik yıllarında Macaristan’daki baskıcı rejime karşı hüsranına gösteri ve protestolara katılarak açığa vurdu. Bu eylemlerden birinde gözaltına alındı. Polis şefinin eşinin Friedmannların iyi bir müşterisi olması sayesinde ülkeyi terketmesi karşılığında serbest bırakıldı.

Andre fotomuhabir olma umuduyla Berlin’e gitti ve burada Deutsche Schule für Politik okulunda gazetecilik okumaya başladı. Fakat bir yıl sonra masraflarını ödeyemediği için okulu bırakmak zorunda kaldı. Bir süre çok fazla yokluk ve açlık çektik hatta çoğu zaman açlığını şekerli su ile yatıştırmaya çalıştı, kirasını ödeyemesi ve zor günler geçirdi. Birsüre sonra Berlin’in önemli ajanslarından biri olan Dephot Ajansı’nda karanlık oda asistanı olarak iş buldu. Ajansın yönetici Simon Guttman ondaki yeteneği ve hevesi farkedip eline bir Leica verip görevlere göndermeye başladı.

İlk çıkışını 1932’de yaptı. Görevi kendisinin de hayran olduğu Rus devrimci Leon Troçki’nin Danimarkalı gençlere verdiği söylevdi. Troçki o sıralar Rusya’dan kovulmuş ve İstanbul’daki adalardan birinde kalmaktaydı. Amerika ve Avrupa’dan vize alamamıştı. Danimarkalı öğrenciler onu çağırdığında bu fırsatı kaçırmak istememişti. Troçki ‘Rus Devriminin Anlamı’ konulu konuşmasında bir hatip olarak en parlak ve en heyecanlı performanslarından birini gösterdi. Bu durum fotoğraflardaki görünüşünden, kürsüyü yumruklamasından ve sert hareketler yapmasından da belli olmaktadır.

Yakaladığı en mühim anlar değildir, fakat başlangıç olarak hiç de küsümsenmiyecek bir teknikle, sinema dünyasını sarsan ‘Yurttaş Kane’ filminde Orson Welles’in de kullandığı gibi ‘iktidar sahibi kişiyi alttan çekme’ metodunu kullanmıştır. Bunlar Andre’nin yayınlanan ilk fotoğrafları olur. Alman Der Weltspiegel dergisinde yayınlanır, böylece Andre profesyonel anlamda fotoğrafa adımını atmış olur. 

Susan Sontag - Başkalarının Acısına Bakmak (I. ve II. Bölüm)

Tam da bugünlerde okunması gereken bir kitap. Sadece fotoğrafın felsefesi ile ilgili bir başyapıt sayıldığı için değil, ülkemizin doğusu...