29.9.11

Damages'in Kötüleri

Hayatımın en tembel ve depresif dönemlerinden birini geçirdiğim şu son dört beş ayda, kayda değer  yaptığım tek şey, ruh halime de uygun olan psikopat Damages dizisinin dört sezonunu izlemek oldu. Psikopat diyorum çünkü dizinin konusu her sezon sonuna doğru psikopata bağlıyor. 

Damages, bir avukatlık dizisi ama bildiğimiz avukatlık dizileriyle uzaktan yakından alakası yok.  Dört sezon boyunca bir mahkeme salonu bile görmedik mesela. Koca bir sezon sadece bir dava ile geçiyor. Avukatlar daha çok dedektiflik yapıyor ya da komplo kuruyor, hatta herşey baştan aşağı komplo bu dizide. Hiçkimsenin ne dediğine ne yaptığına güvenmemek lazım. Ama her zaman her şeyi en doğru sezebilen Patty Hewes oluyor. Patty Hewes dizimizin ana karakteri. Hewes ve Ortakları isimli  acayip ünlü bir hukuk firması olan, New York'un en ünlü avukatlarından biri. Milyon hatta milyar dolarlık davalarla ilgileniyor. İlk sezon yeni mezun Ellen Parsons'un Hewes'ün şirketine alınmasıyla birlikte, Hewes ve Parsons arasındaki garip ilişkili hikaye başlıyor. Dört sezon boyunca kimi zaman düşman, kimi zaman dost olan ikili, dokunulmaz denilen bir çok büyük kötü adamı da yerle bir ediyor. 

Dizinin en güzel tarafı kurgusu bana göre. Her sezonun sonu en baştan belli. Flashforwardların en etkin ve en doğru kullanıldığı yegane dizidir Damages. Her bölüm azar azar verilen flashforwardlar sayesinde, izleyicinin merakını belli bir düzeyde tutmayı başarıyor. 

Damages ile ilgili yazılabilecek çok şey var. Başta senaryosu ve kurgusu hakkında çok konuşmak lazım aslında, sonra da muhteşem işler çıkaran başrol oyuncuları Glenn Close ve Rose Byrne hakkında. Ama bu dizide benim dikkatimi daha çok yardımcı roller çekti. Bir kere her sezon çok başarılı bir yardımcı oyuncu seçimi yapmışlar. Sanki her sezonda pek kötü ana karakter, onun yanında da biraz daha vicdanlı, nispeten daha az kötü bir karakter var gibi. Şimdi bunlara bir bakalım:

Yazının bundan sonrası bol bol spoiler içeriyor. 

Cheers dizisinden tanıdığımız Ted Danson'ı, ilk sezonun kötü adamı Arthur Frobisher rolünde görünce ilk başta çok şaşırdım. Onu kötü adam olarak benimseyebileceğime hiç şans vermemiştim ama ilk bir iki bölüm sonrası Cheers'ın beni güldüren Sam Malone'u yok oldu, o çoktan Damages'daki rolüne cuk oturmuştu. Arthur Frobisher, çalışanlarını iliklerine kadar sömürmüş, onlara batmak üzere olan hisseleri aldırtmış, çalışanlar beş parasız kalırken, o bu durumdan kazançla sıyırmıştır. Arthur Frobisher, ilginç bir karakter. İş kötülük yapmaya ya da ticaret yapmaya gelince pek zeki, ama sonrasında kendini kandırmaya gelince pek saftrik olabilen bir tip. Yapımcılar da onu enteresan buldukları için sanırım, her sezon bir şekilde karşımıza çıktı Frobisher. Kimi sezon pek kötü, kimi sezon aydınlığa ermiş pek bilge bir şekilde. Ama her halükarda, ne yaptıysa Patty Hewes'ün elinden sıyrılamadı, onun da sonu kodes oldu. Artık beşinci sezonda görmeyiz onu sanırım.
Zeljko Ivanek de Arthur Frobisher'ın avukatı rolünde,  garip aksanı, baygın bakışları ile şahane bir iş çıkardı. Frobisher'ı savunmayı, ona akıl vermeyi sürdürürken yaşadığı vicdan azabını müthiş şekilde gösterdi. Zaten bu da ödülsüz kalmadı, 2008 yardımcı erkek oyuncu emmy'sini evine götürdü. Aynı sene Glenn Close da en iyi kadın oyuncu seçilmişti. 
Ama çok iyi bir iş çıkaran biri daha var, o da 3.sezonda Arthur Frobisher, hayatını filme çekmek isterken oynattığı deneme rolünde Ray Fiske'i taklit eden adam... O ne güzel taklitti öyle.

2.sezonda Hewes ve ekibinin, bir çevre felaketine yol açan ama bundan bir şekilde sıyıran UNR şirketine karşı savaşını izliyoruz. Şirketin çevre analisti olan ve aynı zamanda Patty Hewes'la çok derin mazileri bulunan Daniell Purcell'i William Hurt canlandırıyor. Daniell Purcell başlangıçta işinin erbabı, sakin ve ağırbaşlı görünse de bölmler ilerledikçe pek fena bir adam olduğunu anlıyoruz. Bu noktada William Hurt bu çelişkili adamı pek güzel canlandırıyor. 
Sezonun diğer kötüsü, şirketin avukatı Claire Maddox'u daha önce hiç böyle bir rolde görmediğim Marcia Gay Harden canlandırıyor. The Mist'teki pek dindar tip Mrs.Carmony'den sonra onu böyle pek seksi ve pek hırslı görmek değişik geldi başta. Ama iyi oyuncu olmak böyle bişey galiba, başta pek şaşırdığım tiplemelere çok çabuk alışıyorum. Maddox, bu sezonun nispeten az kötü karakteri. Sezonun sonlarına kadar masum olduğuna inanarak savunuyor şirketini. Çok hırslı ve kendini başarıya adamış bu tiplemeyi Hewes ile karşı karşıya görmek zevkli oluyor. Arasıra kariyer mi, aile mi gibi ikilemlere girse de, o belli ki kariyer kadını. 

3. sezon kötüleri, benim favorilerim galiba. Bu sezonda da, hissedarlarını oyuna getirip sömüren Tobin ailesi ile karşı karşıya Hewes. Ailenin büyük oğlu, herşeyden habersiz, masum bir aile babası olan ama zamanla tüm kötülere taş çıkartan  Joe Tobin'i Campbell Scott canlandırıyor. Ah ah nerde o gençliğimin filmi 'Dying Young' taki masum hasta ve yakışıklı Victor. Burda da pek masum gözükse de içinden şeytan çıkıyor resmen. 
En sevdiğim yardımcı kötü de, şirketin avukatı Leonard Winstone'u canlandıran Martin Short. Komedi filmlerinde görmeye alışık olduğumuz hatta 'İçimde biri var' filmindeki rolü aklımdan çıkmayan Martin Short'u bu sezonda görünce çok eski bir dostu görmüş kadar sevindim. Kendini ailenin oğlu gibi gören, kendini aileyi korumaya adamış sadık avukat rolünde çok çok güzel duruyor. Neyse en azından onun sonu diğer kötüler gibi olmadı diye mutlu oldum sezon sonunda. 

Geldik 4.sezona. Bence eski sezonlara nispeten çok daha ağır ve sıkıcı gidiyor senaryo. Önceki sezonlarda, her bölüm sonunda 'hadi bi bölüm daha izleyeyim' diye yanıp kavrulurken, bu sezonda biraz kendimi zorlayarak izledim bölümleri. Ama yine de kötülerimiz, eski sezonlardan eksik kalmayacak hatta onları geçebilecek derecede kötü ve başarılılar. Bu sezon Ellen Parsons, kafayı High Star şirketini çökertmekle bozuyor. Başta Patty bile 'aman, çok tehlikeli, yapamazsın' dese de Ellen koymuş kafaya bir kere. Şirketin başı Howard Erickson'u, yine komedi filmlerinde görmeye alıştığımız John Goodman canlandırmış. 'John Goodman'dan da kötü adam olur muymuş' diyebilirsiniz benim gibi ama olurmuş olurmuş, pek güzel de olmuş. Ama bu sezonun vicdanlı kötüsü o. Her ne kadar çok kötülük yapsa da her daim bir vicdan sızlaması görüyoruz kendisinde. 
Ama bu sezon Dylan Baker'ın canlandırdığı Jerry Boorman varki, işte en esaslı, en hakikatli kötü budur dedirtiyor insana. Hiçbir vicdan yapmadan yıktı geçti ortalığı tüm sezon, elinden kimse kurtulamadı. Ama onun da pek esaslı bir bahanesi varmış, hatta aşk adamıymış, tamam ama bu kadar da abartılmaz ki kardeşim. İstisnasız en kötü seni seçtim Dylan Baker. 

Dizinin beşinci sezonu yine on bölüm olarak çekilecek, orası kesinleşmiş.Bakalım beşinci sezonda kimler çıkacak karşımıza? Merakla bekliyoruz...

Susan Sontag - Başkalarının Acısına Bakmak (I. ve II. Bölüm)

Tam da bugünlerde okunması gereken bir kitap. Sadece fotoğrafın felsefesi ile ilgili bir başyapıt sayıldığı için değil, ülkemizin doğusu...