9.4.12

Film Festivalinden Notlar 2

Salı günü amacım saat 13.30 da Michael filmine gitmekti. Bir pedofili ve onun esir aldığı bir çocukla olan hayatını anlatan filmi çok istedim seyretmek, çok merak ettim. Ama seyredebilir miyim bilemedim, çok korkarak girdim filme. Ama o günü sinemaya ayırmışken öncesinde 11.00 seansında Pink Floyd'un The Wall'ını seyretsem ne güzel olur dedim. bu iki filmle geçirdim günümü. 

Pink Floyd The Wall (Duvar) - 1982
Yön: Alan Parker
Festivalin bu seneki özel bölümü Sinema ve Müzik'de yer alan bir müzikal Duvar. Pink Floyd'un has adamı Roger Waters imzalı senaryosuyla Duvar, umutsuz, kendisinden nefret eden bir rock yıldızının kendi hayatını algılayışı ve dibe vuruşunu anlatan dışavurumcu, simgesel, stilize ve karanlık bir müzikal. 

Ortaokul ve lise yıllarımda defalarca dinlemekten kasedi bozulmuştu Pink Floyd'un The Wall kasedinin. Ama yıllardır dinlememiştim. Aklıma da gelmemişti nedense. Nasıl özlemişim meğersem. Film esnasında o güzel müziklerin hatırlattığı gençlik hatıraları eşliğinde filme konsantre olmaya çalıştım. Filmdeki Gerald Scarfe imzalı animasyonlara da ayrıca çok bayıldım. 









Michael 2011
Yön: Markus Schleinzer
Michael, festivalin 'Mayınlı Bölge' bölümünde yer alıyor. Benim en sevdiğim bölüm, mümkün olduğunca filmleri oradan seçiyorum. Mayınlı Bölge filmleri her yerde karşılaşamayacağımız, konusunun ve izlemenin zor olduğu filmler oluyor. Bu filmi seçerken çok zorlandım. Bir pedofili ve esir aldığı çocuğun yaşamlarını gösteren filmi izleyebilir miyim bilemedim ve kendimi denemeye karar verdim. Açıkçası içimi garip duygular kaplasa da, beklediğim kadar kötü olmadım. Bunda yönetmenin bakış açısının payı büyük. Zaten filmi seçmemin ikinci en önemli etkeni de yönetmeniydi. Michael, sık sık Michael Haneke ile birlikte çalışmış ünlü görüntü yönetmeni Markus Schleinzer’in ilk uzun metrajlı filmiymiş. Haneke filmlerine çok benziyor tarz olarak. Belki bu filmi sonrasında uzun uzadıya incelemek gerekebilir. Şimdi konusunu kısaca aşağıya yazıyorum:

Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Michael, 10 yaşındaki Wolfgang ile 35 yaşındaki pedofil Michael’in birlikte geçirdiği son beş ayı anlatıyor. Wolfgang’ı kaçırmış olan donuk ofis çalışanı Michael evinde alıkoyduğu çocuğa cinsel tacizde de bulunmaktadır. Kesin yargılarda bulunmadan durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu öykü, en feci suçlardan birini konu alırken kendi dünyasını ve bakış açısını nakleden bir suçluyu merkez alıyor. 

Hiç yorum yok:

Susan Sontag - Başkalarının Acısına Bakmak (I. ve II. Bölüm)

Tam da bugünlerde okunması gereken bir kitap. Sadece fotoğrafın felsefesi ile ilgili bir başyapıt sayıldığı için değil, ülkemizin doğusu...