14.10.10

Robert Capa'nın Hayat Hikayesi (14.bölüm)

14.bölüm: Chatres, Paris’e Dönüş, Picasso, Belçika, Paraşüt
video

Bu bölümde anlatılanlar:

Müttefikler Almanlar’ı Chatres dışına atınca bölge sakinleri düşmana yardım etmiş erkekleri öldürdüler, kadınların da kafalarını tıraş ettiler. Orada çektiği seride saçları henüz yeni tıraş edilmiş bir kadının arkasında halk alay ederek takip etmektedir. Kadının kollarında bir Alman askerinden olan bebeği vardır. Bunlar onun politikaları ne olursa olsun insanların ıstıraplarına duyduğu sempatiyi en iyi açıklayan fotoğraflarıdır.

Capa en sonunda Fransız 2. Zırhlı tümeninin Paris’e giriş yapacağını öğrendi. Almanlar zaten çekilmiş olduğundan bir direnişle karşılaşmadılar. Kalabalık bağırarak bayrak ve mendil sallayarak seviniyordu.  Paris’e o girişi şöyle anlatıyordu: “Paris’e bu giriş benim için özel olarak düzenlenmişti sanki, 
beni sonunda aralarına kabul eden Amerikalıların yaptığı tankın üzerinde, yıllar önce faşizme karşı beraber direndiğimiz İspanyol cumhuriyetçilerle Paris’e yemeyi, içmeyi ve aşkı ilk öğrendiğim o güzel şehre geri dönüyordum’


Hotel De vİlle’İn tepesinden ateş edilince neşeli an birden kesildi, Capa da paniğe kapılmış insanların insanların kendilerini yere atmasını görüntüledi. Paris’i çok özleyen Capa ilk günlerini eski dostlarını arayarak geçirdi. O tarihlerde cepheye geri dönmek istememiş, onun yerine kentte kalıp Picasso’nun hergün saat 11’de atolyesini açması gibi haberleri tercih etmişti.

Capa Paris’teyken ilginç bir haberin çıkması için çok beklemedi. Müttefikler düşmanın artık savunmada olduğunu zannederken Almanlar, Fransa, Belçika ve Lüksemburg arasında kalan Ardenler’de çok şiddetli bir karşı saldırıya geçtiler. 23 Aralık’ta hava düzelince müttefik uçakları Almanlara saldırmaya başladı. Capa Aras yakınlarında bir hava üssündeydi. Atlamadan önceki gün paraşütçüler uğur getirsin diye saçlarını Mohawk stili tıraş ettiler. Capa’ya da çok ısrar etseler de kabul ettiremediler. Alman kasabası olan Wessel’e atladılar. Amaçları düşman savunma hattının gerisine inmek, Almanları yaklaşan piyade birliklerine doğru sıkıştırmaktı. Adrenalin tutkunu Capa, paraşütçülerle birlikte atlamaya karar verdi. O anı şöyle anlatıyordu: “Ayağa kalktım, fotoğraf makinelerimi bacaklarıma bağladım ve içki mataramın cebimde olup olmadığını kontrol ettim. Atlayıştan önce hala 15 dakikamız vardı. Bütün hayatım bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Yediğim, içtiğim, yaptığım her şeyi 12 dk boyunca tekrar yaşadım sanki. Kurşunlar uçağımıza çakıl taşları gibi çarpmaya başladı. Yeşil ışık yandı ve saymaya başladım, ‘1..2..3..’ ve hemen üzerimde, açılan paraşütümün sevimli halini gördüm. Yere inerken geçen kırk saniye, büyükbabamın saatinde geçmek bilmeyen saatlerdi sanki…”


Müttefikler savaşı kazanmış, Capa da hep arzuladığı gibi bir savaş fotoğrafçısı olarak işsiz kalmıştı. Kafası karışıktı, ne yapacağını bilemiyordu. Çoğu insanın ciddi bir mesleğe başladıkları 31 yaşındaydı. Ama o kadar çok savaşı izledikten sonra başka birşey yapmak pek kolay değildi.

Hiç yorum yok: