31.10.10

Genesis

En sevdiğim şeydir: Hakkında hiçbirşey bilmediğim, yazarının adını dahi duymadığım bir kitabı sırf kapak tasarımına hayran kalıp almak, ardından nasıl çıkacağını merak ederek sayfaları çeviriken ne olduğunu anlamadan öykünün içine sarmalanmak. Sayfalar bittiğinde elimdekinin müthiş bir kitap olduğunu anlamak ve ona şans eseri, bir anlık merakla kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşamak.
İşte Bernard Beckett'in kaleme aldığı Genesis bu güzel mutluluğu yaşattı bana. Sarı kapak üzerinde fosfor pembeli başlığı ve etrafındaki küçük robotçukları gördüğümde bünyeme müthiş bir merak zikrederek kendini satın almaya zorladı bana. Eve gelip de kitabı okumaya başladığımda ne olduğunu anlamadan yolu yarılamıştım bile. Merak uyandıran bir öykü olmasının yanısıra büyük puntalarla yazılmış herbiri buram buram zeka kokan akıcı diyaloglarıyla  okuması çok kolay bir kitap Genesis. Kitap okumaya çok zor zaman ayırabildiğim şu günlerde, kısacık zamanda bıraktığı büyük etkiyle de büyük beğenimi topladı bu kitap.

Kitap Anaximander'in akademide 4 saatlik bir sorguya girmesi ile başlıyor. Eğitmeni Pericles ile sorguya hazırlanmış iyi bir tarih öğrencisi olan Anaximander'ın amacı sorgu sonunda akademiye girebilmek. Bu dört saatlik sorguda konu olarak kendisi de çok etkilemiş olan 2058-2077 yılları arasında yaşamış olan Adam Forde'nin hayatını seçiyor. Üç sorgucunun sorularına cevap vererek Adam Forde'nin hikayesini anlatıyor sorguculara ve dolayısıyla bize. Anax Adam'ın hikayesini anlattıkça, distopyanın nasıl oluştuğunu anlarken bir yandan da devlet, felsefe, yaradılış, bilinç, yapay zeka ve insan olmak ile ilgili çok güzel sorular ve cevaplar ile karşılaşıyoruz.

Hikaye ile ilgili daha fazla bilgi vermek, okumanın keyfini kaçırtabileceği için bu kısa özet ile tanıtabilirim ancak kitabı. Kitabı okurken ben de en az sorgucular karşısındaki Anax kadar heyecanlandım sanırım ve ilerledikçe Anax'a büyük sempati duymaya başladım. Beni biraz üzse de oldukça tatmin eden sürprizli sonu da kitabın diğer bir güzel yanı.

Açıkçası 'Distopik' kelimesini yeni duydum, meğersem benim en sevdiğim türün adıymış bu. Anlamı için buraya tıklayabilirsiniz. Siz de distopik romanlardan hoşlanıyor, keyifli ama düşündüren, kolay da okunan bir kitap arayışında iseniz Genesis'in sizi hayal kırıklığına uğratmayacağını düşünüyorum.

Kitaptan birkaç etkileyici cümleyi yazının sonuna eklemeye karar verdim ama henüz okumadıysanız ve kitaptan alıntı görmek istemiyorsanız bakmamanızı tavsiye ederim:

Akıl bir makine değil bir fikirdir. Ve idea da onu kontrol altına alma çabalarına direnir. 
Değişim korkuyu, korku ise çöküşü getirdi. 
Bir makineyi düşünmesi için programlayamayız ama bir makineyi düşünce yoluyla programlanabilecek şekilde programlayabiliriz. 
Bireyleri birbirine bağlayan tek şey fikirlerdir. Fikirler değişip yayılır, sahiplerinin fikir değiştirdikleri kadar, fikirler de sahip değiştirir. 
Anlamadan bilmek olasıdır. Bilmek bir his olarak başlar. Anlamak ise  hislerden gün ışığına giden bir yol açmak için girişilen bir kazı sürecidir. 
Yapabileceğimiz kötülüğü bilmediğimiz sürece, onu hiçbir zaman benimsememe olasılığımız vardır. 

Hiç yorum yok:

Susan Sontag - Başkalarının Acısına Bakmak (I. ve II. Bölüm)

Tam da bugünlerde okunması gereken bir kitap. Sadece fotoğrafın felsefesi ile ilgili bir başyapıt sayıldığı için değil, ülkemizin doğusu...